Öğrencilerimizin Çalışmaları
ÇAĞLARI DELEN SES ('Mevlana' İlçe Birincisi)
Ruhlarımıza bir zemzem suyu gibi ötelerin Ummanlarından damlayan, çağları delen bir ses; Mevlana! Onun sesidir bizleri hakikatle yüz yüze getiren. Onunla inkişaf yaşar ruhumuz ve onunla zorlukların yerini ferahlığa bırakır yüreklerimiz…
Yüreği çatalcivan, dört bir yanı aşkla karılmış kınalı fatihadır mübarek nefesi. Hayat taşlarımızın mihengi; dostluğun ve barışın filizi, sancılı bir ağrı olan hayat reçetesindeki ilacımızın tek adı, kışın ayazındaki bir taşın kucağında donmuş suyu bile ısıtacak kadar sıcak olan bir yürek, bir buğday tanesinden bin bereket getiren umut dört iklim-yedi bucak ölümsüz bir mevsim; Mevlana! Bakın nasıl dile getiriyor bu aşk anlayışını yüce üstad : “İnsan, aşktan kanatlara sahipse , ilim ve aklın hayal edemeyeceği kadar yücelir.” “Kalem gerçi her şeyi yazar ; ama aşka gelince başı döner.” Ona göre; ancak aşkla sevgiliye, Hakk’a bağlanan gönül müteberdir.
Acılarla ve çilelerle harmanlanmış yaşlı dünyamızın kir ve dumanından biraz olsun kurtulup, rahat nefes almak isteyenlere, ötelerden besteler sundu hep çağları delen seseiyle… Nakkaş gibi özene bezene işledi hoşgörüyü yüreklere. İlahi tecellilerin vücut bulduğu bir varlık olarak tanımladığı insanoğlunun gönlündeki köprülerin kilometre taşları oldu yüreğinden serptiği sözlerle… “Nasılsan öyle gel!” derken, insanları birleştirerek yol almak istiyordu aslında. Hayat ağacımızın temelini sağlamlaştırmayı, birlik için içimizdeki sevgiyi yaymamızı istiyordu attığı her adımda. Çünkü sevginin ve hoşgörünün insanları birliğe, inanca, mutluluğa ve yarınlara götüreceğini biliyordu. Bir örümceğin bile, ağını aşkla ördüğünü gören Mevlana, bu yüce duyguyu gönül tezgahında iplik iplik, nakış nakış örerek, hayatın özsuyunu bağışladı insanoğluna. Damla damla biriktirdi aşkı hücrelerimize. Dokunduğumuz kapılar, onun sesiyle çiçek açtı. O eşsiz şiirli peteğini aşkla dolduran sarı saçlı bal arısı, ışıklı beyaz kozasını umutla ören ipek böceği gibi; yama yama olmuş kalplerimize tadılmamış, derin hazlar bıraktı çağları delen sesiyle. Çünkü o, acıların da sevinçler gibi insanı bir gün olgunlaştıracağına inanıyordu. Tüm sevinçlerimizi yutan, duduklarımıza tebessümü sürgün eden karanlık gecelerin mavi incisi olup, bir çağlayan gibi akıttı yüreklerimizi aşka, hoşgörüye ve Hakk’a! Aşk değirmeni gibi dünyayı tazeleyen mübarek sesiyle, ruhlara şifa olan bir gönül eğitimcisiydi o…
İnsana verdiği değer o derece yüceydi ki:”İnsanın bir soluğu bir cana değer \ Ondan düşen
bir kıl, bir madene değer” diyerek, yüreğimizin derinliklerine serpti ferahlatan sesini. Umudun kör kuyulara tutsak olduğu ,ağırlığından çatırdayan yaşlı küreye yüzyılların ardından seslenerek ,umudu sevdaya ,aşka ve hoşgörüye kattı her daim.kinin ve öfkenin karanlığı bohçalayıp getirdiği gecelerde, ışık saçtı avuçlarımıza sular kadar serin sesiyle.kucakladığımız her rengin tadı oldu şu sözleriyle:
”Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi benim.
Kaynağın benim demedim mi ?”
İşte Mevlana! Sevgi kokan baharların eşsiz çiçeği… Benliğimizdeki inanç sahnesine düşen kara perdelerin bertaraf edicisi, fanilik hırkasını giyen insanoğluna, asıl gerçeğin “Hak”olduğunu söyleyen mübarek bir ses “Hayat Kanunları” kitabının ebedi senaristi… Fersiz gözlerde ışık; çaresiz, yorgun yaralı yüreklerin açılan bağı. Umut ve aşk, onda mübarek bir kandil oldu hep. Barışın, bereketin, inancın kandili…Hüzün çöreklenen gönüllerimize, ışıklı yollar döşedi ve kış geceleri sıcaklığında kardeşliği sundu bizlere.
Mevlana! Yaşamın sentezi olan sesiyle damarlarımızı ısıtan kan, gencecik dallarda bir avuç yeşil, derin denizlerin aydınlığı, sabahın seher vaktinde çiçeğe duran bir tomurcuk… İki alemin meyvelerinin toplandığı Hz. Peygamber’i misal gösteren yüce üstad, bu konudaki fikrini bakın nasıl dile getiriyor: “Meyveli ağacın dalları yere eğilir, meyvesi yoksa dalları havaya uzanır. Ağaçtaki meyveler arttıkça, dalların yere değmemesi için direklerle desteklerler.”
İlim, ahlak ve hakikat tutkusunun timsali olan Mevlana, gerek davranışları gerekse sözleriyle çağlar boyu ab-ı hayat oldu yüreklerimize… Onun her ifadesi, sanki hikmet boyasına batırılıp da çıkarılmış gibi. Demet demet güllerin tebessüm ettiği şafak kızıllığındaki sesiyle, hayatı ve onun ötesini terennüm etti her dem. İhsan ve yakin yamaçlarında pervaz etmenin sembolü olan bir üveyik gibi, döne döne zikretti Hakk’ı…
Siz hiç iç yolculuklarınıza çıkar mısınız? Dolaşır mısınız o sokaklarda ya da dolaşıp, kendinizi kaybeder misiniz? Çok mu zor bu sokaklarda yürümek ve görmek hayatı? Öyleyse çağları delen bu sese kulak verin ve kendi taşlarınızla örüp güzelleştirin bu dar sokakları… Sizce de, her hücresine kadar ilim ve imanla yoğrulmuş bu mübarek zatı anlamaya çalışmak, onun ilkelerini kendimize hedef seçmek gerekmiyor mu? Haydi! Bir kalem de siz alın elinize. Mevlana’nın aşkı gibi filizlensin düşünceleriniz. Aşk olsun içinizi titreten, dostluk olsun yüreklerde paylaşılan, barış olsun sonsuzlukta… Aynı melodiyi çalsın yüreğinizin telleri. Geleceğin Ummanlarını kurma yolunda, onun sesiyle kamçılayın aşk ve şevkinizi…
Haydi! Dallarına öfke ve kinin asıldığı bahçelere sevgi ve hoşgörü aşılayalım, gökkuşağının parlak renkleri arasında, aşkla dolu bir çember oluşturalım. Önümüze çıkan hayat düğümlerinin çözümünün, Mevlana’da saklı olduğunu bilelim yeter ki…
Gelin! El ele verip, dostluk yumağının dantelasını örelim yüreklerimizle. Hızla kayıp giderken avuçlarımızdan hayat; “Mevlana Yılı” olarak seçtiğimiz 2007’de yeni umutlara imza atmaya ne dersiniz?
Ey Çağları Delen Ses!
Seni anlatabilmek için, kelimelerimin kifâyetsiz kaldığını biliyorum. Karşında saygıyla, içim titreyerek, gözlerimden yaşlar akarak ve seninle dolup taşarak eğiliyorum.
Derya İŞERİ Havza Anadolu Meslek Lisesi
UMUT ÇİÇEKLERİME
Sevgili Öğrencilerim,
Benim bahar kokulu çiçeklerim.Sizi o kadar çok özledim ki, o bahar kokunuzu ciğerimin her hücresine kadar doldurmayı, hissetmeyi…
Yalnızlığımın karanlığında bir yıldız gibi parlayan gözlerinizin, sevgi dolu bakışını özledim.Sizler, benim ilk gözağrılarımdınız.İlk öğrencilerim; hayatla ilk buluşmam ve zorlu bir sınavın ilk heyecanı…
Bu mektubu yazarken elim acıyor, kalbim sızlıyor satırların altında.Sizlerin olmayacağı bir hayat, daha bir yükleniyor omuzlarıma.Yalnızlığımın altında eziliyor nâcizâne bedenim.Fakat bu mektubu, yüreğimin derinliklerinden yazıyorum sizlere.Sizlere yazacak o kadar çok şey var ki kalemimin ucunda.Gözlerimden akan buruk gözyaşları siliyor cümlelerimi.Yeni bir kâğt, yeni bir kâğıt daha…
Hatırlar mısınız? İlk dersimde de gözlerim dolu dolu olmuştu.Direnmiştim akıtmamak için gözyaşlarımı.Ama, şimdi ağlıyorum.Çünkü, sizler yomsunuz yanımda.Sınıfın kâğıt, kalem kokusu, sizlerin “Öğretmenim! Öğretmenim!” deyişiniz yok artık.O günleri, o kadar özlüyorum ki; “Keşke, keşke!” diyorum.Keşkelerden bir mezar kazdım kendime.Keşkeleri içime gömdüm.Korkuyordum gömerken.Ya bir gün tekrar fışkırırsa topraktan diye.Üzerime çullanırsa korkularım ve keşklerim.Sonra, sizin o gül yüzünüz geliyor gözlerimin önüne ve yok oluyor bütün kaygılarım.Aydınlığa erişiyorum sonra…
Işıksız, uykusuz gecelerde sizleri hatırlıyorum.Hep, ama, hep sizi sayıklıyorum.Yalnızlığım nadide çiçekleri,o eşiz kokunuzu bekliyorum.Gelin ne olur gelin!Görün beni…Özlemimi,gönlümde suladığım bahçe ile yatıştırıyorum.Kimsenin bilmediği, kimsenin ulaşamadığı o eşiz bahçede.Sizler, benim yalnızlıkta açan hüzün çiçeklerimsiniz…Sizi görmeden ölmek istemiyorum,Yaşamak istiyorum; birçok bedendeki tek yürek gibi.Çile çektim, yalnız kaldım günlerce; ama hep yaşadım.Şimdi de, Sizlerin Sevgisi ile yaşamaktayım.Artık korkmuyorum, o gördüğüm keşkelerimden ve kaygılarımdan.Varsın bir gün çıksınlar karşıma.Sizin sevginizle, bunlarında üstesinden gelirim.Yalnız, içinizdeki Sevgiyi soldurmayın; kurutmayın istiyorum.Artık ayrılma vakti…
Kiminiz solgun, kiminiz yaralı
İminiz sabırlı, kiminiz vefâlı
Sizleri anlatıyorum, umut çiçeklerim!
Hangi çiçeği koklasam, her birinizin gözünden kalmış.
Hangi şarkıyı mırıldansam, her birinizin adını almış.
Soruyorum sizlere,
Unutur musunuz…Unutur musunuz yoksa?
Alın bu canı…alın bu yüreği
Çünkü bu can,bu yürek sizin.
İçimdesiniz, sevgili öğrencilerim.
Nâçizâne bedenim yanınızda olmasada; kalbim ve sevgim, her zaman sizlerle kalacak.
Allah’a emanet olun.Kokusu eşsiz çiçeklerim!
İCLAL BIYIK HAVZA ANADOLU MESLEK LİSESİ
SÖNMEYEN MEŞALE ('M. Akif Ersoy' İlçe İkincisi)
Yüreğinin derinliklerinden gelen sesle;”edepsizliğin başladığı yerde,edebiyatın biteceğini” savunan,halkın yüreğiyle bütünleşen,tarihe damgasını vuran milli bir şair;büyük edebiyat üstadı Mehmet Akif ERSOY! Ne büyük şanstır ki;böylesine duyarlı,ilim irfan sahibi yüce bir insanın duygularımızın tercümanı olmayı başarma.
Okuduğunuzda, gözlerinizde akmaya hazır iki damla gözyaşının ve o eşsiz şiirlerin sahibi.Vatanının ve milletinin en karanlık günlerini,yazılarıyla aydınlatan bir kandil:Mehmet Akif…Kaleminin her dokunuşunda yeni anlamlar kazanan kelimelerle,kainatın ve hayatın gerçeklerini yansıtıyor adeta,Kelimelerin,kalemiyle her bulaşması;”Bir Anadolu Tarihi” ni canlandırıyor gözler önünde.İnsan yüreğinin derinliklerini hitap eden ulvi duygular,dans ediyor mısralarında.Anadolu tarihinin ve yoksul insanlarının gerçek çehresi,bir film şeridi gibi geçiyor şiirlerinde…O muhteşem şiirler;tarihimizin,karakterimizin bir aynası gibi.Kimi bayrak sevgisi,kimi zafer tutkusu,kimisi de vatan sevgisiyle yanıp kavrulan yüreklerin sesi…Hepsi hayat sahnesinin,gözler önünde sergilendiği birer şaheser.
O ki; Türk milletinin ruhuna bir nakış gibi işlenen özgürlük duygusunu:”Ben ezen beridir hür yaşadım,hür yaşarım!”dizeleriyle çarpıcı bir şekilde ifade etmemiş midir?Kahraman Terk ecdâdlarının kanlarıyla sulanmış bu mukaddes vatan toprakları için, her Türk’ün gözünü kırpmadan canını feda etmesi gerektiğini belirten Akif, aynı zamanda içinde bulunduğu dönemin tüm zorluklarını ,sevinç ve kederlerini de nakış nakış işlemiştir satırlarına.Onun içindir ki;onu her okuyuşumuzda kendimizden, tarihimizden bir parça bulmamız,Çünkü o, milletin şairidir;milletin yürek nidâsıdır…
Az kelimeyle, çok şey ifade eden M.Akif, Türk milletinin bağımsızlık aşkını, dilden dile, nesilden nesile aktarmayı da bilmiştir aynı zamanda.O, hiçbir zaman şiirleriyle “kendini göstermek” zaafına düşmemiştir.Şiirleriyle, bir güneş gibi dağların ardından doğarak,dostluğu,sevgiyi,huzuru öğrettiği bizlere.Karanlıklarımıza aydınlık oldu her zaman.Çünkü o; barışın habercisi, cesaretin elçisiydi.Savaşın sonuydu o.Ağlayan gözlerimizdeki yaşları, şiirleriyle sildi hep.Gülmeyi unutmuş dudaklara, ufacık da olsa bir tebessüm kondururdu yüreğince Onun şiirlerinden, Türklüğün öyküsünü dinlemek ne kadar kutsî bir vazife…
Bağımsızlığımızın ve onun ölümsüzlüğünün simgesi kuşkusuz, okurken içimizin titrediği, zaferimizin anahtarı ve bir aydınlık yolun parolası; İstiklal Marşı! O ne yüce bir insan ki, yarışmadan elde ettiği ödülü yetim çocuklara dağıtmış. Yüreklere bir mıh gibi çakılan Mehmet Akif, yüreğimizden sızan damlalarla iyice büyümüştür artık bu davranışıyla. Ve her damla Anadolu toprağında, Türk milletinin sinesine, cephelere dökülmüştür yavaş yavaş Küçük sayfalar, dünyanın en güzel şiirlerini yazıp, halkına armağan eden Akif; bakın nasıl dile getiriyor yüreğindeki duyguları:
Değil mi cephelerimizin sinesine îman bir;
Sevinme bir, acı bir, gâye aynı, vicdan bir;
Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz
Cihan yıkılsa emin ol, bu cephe sarsılmaz!
Ey yüce Üstâd! Sana ne kadar teşekkür etsek, yine azdır.Yaşamın boyunca görmeyenlere göz, duymayanlara kulak, yürüyemeyenlere ayak oldun hep. Sana söz veriyorum; bu küçük yürekte sonsuza kadar sönmeyen bir meş’ale olarak kalacaksın.
Ruhun şad olsun…
Derya İŞERİ ANADOLU MESLEK LİSESİ
BİR YÜREĞİN NİDASI
Yoktu o artık hayatımızda. Güçte olsa kabullenecektik onu kaybedişimizi.Devem edecektik çakıllarla, dikenlerle dolu yarım kalan uzun yolumuza.Umut yoktu artık bu vatandan, vatanın yeniden dirileceğinden.Göze almıştık yenilgiyi.Düşünememiştik hiçbir zaman onun bizi yalnız bırakacağını, hayatın bu yorucu sınavında.
Kendime zaman zaman soruyorum… M.Kemal Atatürk! Biz yeni nesil onun sadece adını yazmakla, yaptıklarını duymakla, resimlerini görmekle yetindik şimdiye kadar. İstemez miydim onun soluduğu havadan yarım nefes alabilmeyi? İstemez miydim ellerini öpmeyi?Varsın olsun! O’nun ruhu şad olsun. O, yerinde rahat yatsın. Sanmasın ki unuttuk her şeyi.Her derste, o yeşil tahtanın üzerinde duran resmine gözüm ilişiyor.”Ey Türk Gençliği!” diye bizlere seslenen hitabeyi, okuyorum içimden sessizce.Acaba bize bıraktığı emaneti yeterince koruyabiliyor muyuz?İçimden bu soruları soruyorum ona. Ama cevapsız kalıyor tüm cümleler… Hani insan bazen geçmişe dem vurur da kendisiyle konuşuyor ya; işte böyle duygular kaplıyor yüreğimi.
Sana yemin ederim ki; O güzel yüzün bir güneş gibi, bu kalpte hiç batmayacak; o deniz gözlerin fırtınasını bu kalpte hiç dindirmeyecek. Sana söz ATAM! Biz seni göremesek de söylediğin sözlerden, yaptığın işlerden kuvvet alarak, dimdik ayakta duracağız.Sen yerinde rahat uyu.Muhtaç olduğumuz kudretin, damarlarımızdaki asil kanda olduğunu da biliyoruz.Eğer ki M.Kemal bizimse, bu vatandan sahipsiz değil.Türkiye Cumhuriyeti hep yaşayacak; sende yaşayacaksın yüreklerimizde…
Sedef AKIN
YÜREĞİMDE KOPAN FIRTINALAR
Hani insan bazen geçmişine dam vurup, gözleri dolarda ,kendisiyle konuşur ya;işte böyle duygular kaplıyor yüreğim.Ne zorluklarla okumuştum,bu günlere gelmek için .Nelerle karşılaşmıştım.Zorluklardan; ama sonu güzel biten zorluklardan bahsedeceğim namemde…
Okuluma gideceğim ilk gündü.Heyecandan uyku gözüme girmemişti bütün gece. Günün ilk ışıklarıyla kalktım yatağımdan.Bana eşlik eden davetsiz biri daha vardı.Penceremden usulca içeri giren güneş,masamdaki kitaplarıma vuruyor, onlara ayrı bir güzellik katıyor ve sevgimi fazlasıyla artırıyordu.Zorluklarla geçen hayatımda en büyük isteğimdi öğretmen olmak.Bu babama verebileceğim en güzel armağan olmalıydı.Ant içtim bir emekli öğretmen kızı olduğum gün.Ve babamı o hiç kurtulamayacağı tekerlekli sandalyeye verdiğim gün.Eğer babamı,okulumdan önce tedavi ettirebilseydim,o amansız hastalığı önleyebilirdim.Ama onun,öğretmen olmam için bana verdiği emekler,göz ardı edilemezdi.Çünkü o, gelecek nesil için koca bir ömür harcamıştı.Gelecek güzel günler için…
İstediğim olmuştu artık.Sözde koskoca bir öğretmendim,ama babamsız.O, benim öğrencilerime nasıl ders verdiğimi göremiyordu.Gönlümde kararladığım namelerimde kaybolmuştu sevgimin âhengi.Sakladığım ışıl ışıl sevgilerin karanlığında soğudu tüm umutlarım.Ve mini mini ellerle,küçücük bedenlere ikinci anne olmuştum artık.Öğrencilerine açık bir öğretmen.Babam yoktu ki artık.Kim bilir n asıl istemişti beni böyle görmeyi ve “Aferin kızım!!” diyerek ,alnımdan öpmeyi.
Uzun,yorucu,emek isteyen bir yola baş koymuştum artık.Çileli ve zahmetli ….Pek çok dikenin,çakıl taşlarının ayaklarımı acıtacağını ve hatta kanatacağını bile bile….Ama asıl zafer bu değil mi ki ?Yolun sonunda beklentilerimizin,hayallerimizin gerçekleştiğini bilmek…
Hepimizin yaşamında ulaşmak istediği hedefleri , geleceğe dair kurduğu düşleri
muhakkak vardır.Ama bazen karşımıza öyle zorluklar çıkar ki , bir an dengemizi kaybederiz ve büyük depremlerle sarsılır yüreğimiz…İşte o hayallerle yaşarken ,hiç hesaba katmadığımız kara bulutlar çöker üstümüze ve acı yağmurları yağmaya başlar.
İnsanoğludur bu.kkarşısındakine gerekli ilgiyi göstermek ,sahip olduklarının
değerini anlamak için ,yarın çok geç olacağının farkında değildir.Sonra bir bakar ki geriye ,kaybetmiştir bir şeyleri ,anlamadan ya da istemeden…Oysa hiçbir yaşam .yetmiyor kendimizi bütünüyle ifade etmeye.biz ,hayat işleriyle uğraşırken ,gün doğar ,gün batar hiç farkında olmadan…
Belki ömrüm kısa ,belki de uzun…Ama bilmiyorum ki ,koca bir ömür onlara
Adanacak.Öğrencilerime…Ve bu yürek ,bu bedende yaşadığı müddetçe tek aşkım onlar olacak.
Başta ,beni yetiştiren ,bu günlere getiren babam olmak üzere ,tüm öğretmenlerimin
ellerinden öpüyor ve bu güzel insanlara saygılarımı sunuyorum.
Sedef AKIN
Kültür ve Edebiyat Kulübü Öğrenci Listesi
SIRA |
SINIF |
NO |
ADI SOYADI |
1 |
A/9A |
7 |
Büşra ŞAKOĞLU |
2 |
A/9A |
15 |
Vildan UYAROĞLU |
3 |
A/9A |
16 |
Kadir Selim KARA OĞLU |
4 |
E/9D |
|
Köksal GÜL |
5 |
E/9D |
|
Zeynep YILMAZ |
6 |
E/9D |
|
Emrullah TURAN |
7 |
E/10A |
|
Mehmet Hakan ÇON |
8 |
E/10A |
|
Davut ÜNAL |
9 |
E/10A |
|
Uğur CÜREL |
10 |
T/10A |
2073 |
Seda KARA |
11 |
T/10A |
2077 |
Hatice AKÇA |
12 |
E/11A |
716 |
Uğur ŞENKAL |
13 |
E/11A |
689 |
Uğur DOĞRUER |
14 |
E/11A |
995 |
Uğur ALNIDELİK |
15 |
E/10C |
|
Ali KAYA |
16 |
E/10C |
|
Adnan KORKMAZ |
17 |
E/9F |
592 |
Ramazan UYSAL |
18 |
E/9F |
642 |
Rıdvan ÇAL |
19 |
E/1OF |
700 |
Mustafa Hüreyne DEMİRCİ |
20 |
E/1OF |
1087 |
Yasin ÇETİN |
21 |
E/11D |
563 |
Saadet KURT |
22 |
E/9E |
1085 |
Kadir TOPRAK |
23 |
E/9E |
1140 |
Seyfi ÇELİK |
24 |
E/9A |
745 |
Mücahit AVCI |
25 |
E/9A |
853 |
Volkan ÇETİN |
26 |
E/9A |
1014 |
Özgür KORKMAZ |
27 |
A/11A |
15 |
Günay SAĞLAM |
28 |
A/11A |
18 |
Serpil AKBAL |
29 |
A/11A |
23 |
Sedef KÖSE |
30 |
A/10A |
|
Derya İÇERİ |
31 |
A/10A |
|
İclal BIYIK |
32 |
E/11C |
602 |
Samet KURT |
33 |
E/11B |
688 |
Bahadır SÖZEN |
34 |
E/11B |
1015 |
İprahim ÇELİK |
35 |
E/9C |
|
Cüneyt ÇİL |
36 |
E/9C |
|
Olcan MERT |
37 |
E/10E |
877 |
Serhat KORKMAZ |
38 |
E/10E |
1108 |
Emre KURTGİBİ |
39 |
E/10B |
544 |
Sait TARHAN |
40 |
E/10B |
1027 |
Cengiz GELMİŞ |
41 |
T/2A |
2048 |
Mehmet AYAN |
42 |
E/10D |
|
Önder ÇELİKLİ |
43 |
E/9B |
742 |
Ahmet ÇAKIR |
44 |
E/9B |
|
Mehmet ÖNDARO |
45 |
E/9B |
970 |
Davut Emre GÜL |
46 |
T11A |
2040 |
Sait ERDOGAN |
47 |
T11A |
2046 |
Yetkin ÇİFTÇİ |
48 |
E/9G |
836 |
Calal ALNIDELİK |
49 |
E/9G |
917 |
Hüseyin AKGÜL |
50 |
E/9G |
1028 |
Mahmut COŞKUN |